BasindaBiz

 

Taş üstüne taş koyan bir solculuk

Melih PEKDEMİR - BİRGÜN, 22.10.2006

 

Birikim dergisinin Ekim sayısında Tanıt Bora'nın "İki Sinizm, İki Pragmatizm ve 'Eylemi Yeniden Düşünmek" başlıklı bir yazısı yayınlandı. İtiraf etmeliyim ki, ilk sayfaları "ayıp olur, bu bizim Tanıl'ın yazısı mutlaka bitirmem lazım" diyerek ve bir nevi vazife hissiyatıyla okudum. Ama sonra bir baktım, yazı ağdalı bir üslupla kaleme alınmış olsa da Tanıl, şeytanın avukatlığıyla, işaret parmağını tam da solun can alıcı sorunlarına çevirmiş. Farkındayım, günlük bir gazetede "sinizm" ve "pragmatizm" kelimeleri bile baştan itici gelebilir. Gündelik dilde ve sol literatürde her iki kelime de pejoratif :(küçümseyici, aşağılayıcı) anlamda kullanılır.Sinik (ya da kinik) denildiğinde çoğu kez erdem, dürüstlük, fedakârlık gibi özelliklerin işe yaramadığına inananlar akla gelir; bu tür kimseler hep başkalarında kusur ararlar ve pek tabii hırçındırlar. Pragmatizm de, faydacılık olarak bilinir, mesela gündelik dildeki "iş bitiricilik"tir.

Birikim dergisinin Ekim sayısında Tanıt Bora'nın "İki Sinizm, İki Pragmatizm ve 'Eylemi Yeniden Düşünmek" başlıklı bir yazısı yayınlandı. İtiraf etmeliyim ki, ilk sayfaları "ayıp olur, bu bizim Tanıl'ın yazısı mutlaka bitirmem lazım" diyerek ve bir nevi vazife hissiyatıyla okudum. Ama sonra bir baktım, yazı ağdalı bir üslupla kaleme alınmış olsa da Tanıl, şeytanın avukatlığıyla, işaret parmağını tam da solun can alıcı sorunlarına çevirmiş. Farkındayım, günlük bir gazetede "sinizm" ve "pragmatizm" kelimeleri bile baştan itici gelebilir. Gündelik dilde ve sol literatürde her iki kelime de pejoratif :(küçümseyici, aşağılayıcı) anlamda kullanılır.Sinik (ya da kinik) denildiğinde çoğu kez erdem, dürüstlük, fedakârlık gibi özelliklerin işe yaramadığına inananlar akla gelir; bu tür kimseler hep başkalarında kusur ararlar ve pek tabii hırçındırlar. Pragmatizm de, faydacılık olarak bilinir, mesela gündelik dildeki "iş bitiricilik"tir.

Tanıl işte bu kelimeleri değil de "kavramları" gündeme getirerek solun durumunu tartışmaya açıyor. Çuvaldızı kendimize batırarak, kimi zaman solun da nasıl sinik (kusuru hep başkasında arayan, sürekli hırçınlık yapıp hiçbir somut çözüm getirmeyen) bir konuma düştüğünü hatırlatıyor. Zira solun somut, acil sorunlara getirdiği açıklamalar, haddinden fazla 'makro' ve soyut kalıyor. Her şeyi sistemin kahpeliğiyle açıklamak, "düşman kavî, talih zebûn" bedbinliğini büyütmek ve her şeyi açıklayan anahtar kuramsal donanıma sığınarak, özgül sorunları görmezden gelmek.. İşte bunlar da sistem karşısında bir nevi teslimiyet hali değil mi? Sağcılar bu yüzden, somut sorunlara çözüm getirme bakımından kem küm eden solcuları hep sinik olmakla itham etmişlerdir; öte yandan solcular da sağcıları hem sinik hem de pragmatist olmakla...

Tanıl Bora çözüm olarak düşman cephaneliğinden aslında bize ait olduğunu ima ettiği bir silahı geri almayı öneriyor: 'İyi* pragmatizm! Kast ettiği, teorik düzlemde Mark-sistlerin de tartıştığı determinizm-volonta-rizm vb. ikilikler bağlamında, pragmatizmin, nesnel koşullara boyun eğmeye itiraz eden bir volontarizm, yani "özne" bakımından esin kaynağı olabilmesi.

Nasıl? Buradaki hedef, yapabilme kapasitesinin gelişmesine mecra açma; yapılabilir olanı arama ve yapılabilir olanın sınırlarını genişletme olmalı. Nitekim, pragmatizm de, solcuların pek sevdiği pratik ve praxis gibi kavramlarla aynı kökenden geliyor: Praxis, teori ile eylemin bileşik yeniden üretimi sürecidir.

Tanıl, faydacılık ile oportünizmle eşanlamlı kullanılan 'kötü' pragmatizm ile, 'iyi', 'sol' bir pragmatizmi ayırt ediyor. Sosyalist hareketin ve örnek olarak verdiği "bilhassa Devrimci Yol'un pragmatizmini" de bu şekilde ayırt ediyor ve bu harekette iki pragmatizmin de ipuçlarının bulunabileceğini ileri sürüyor. Devrimci Yol'daki "söz konusu 'basit', 'sıradan', gündelik taleplerle bağ kurmaktaki pragmatist maharetin 'hakkı' unutulmadığı, üzerine düşünüldüğü ve bu pragmatizm faydacılığa indirgenerek harcanmadığı zaman" işe yarayacağını söylüyor. Tanıl, ayrıca solcuların mesela polis şiddetinin muhtemel olduğu bir gösteriden o kadar çekinmediklerini, fakat belki bir-iki kuşak boyu sürdürülecek gösterişsiz bir kurucu etkinlik konusunda isteksiz olduklarını da hatırlatıyor ve söyle diyor: Son zamanların popüler deyimiyle söylersek; icabında "Elini taşın altına sokmak"tan kaçınmamak, ama "Taş üstüne taş koyma"ya sabrı ve inancı olmamak!

Bu bakımdan, iki yılını dolduran "1 Umut" projesi/Birlikte Umut Derneği (www.birumut.org) örneğini veriyor: "İşsizlerin ve güvencesiz çalışıp yaşayanların" dayanışmasını örgütlemeye dönük bir girişim bu; sendikalaşma çalışmalarından, insanlara iş bulma, eşya, giyecek temin etme, "gündelik hayatın ıvır-zıvır sayılacak bir sürü problemine" çözüm arama gibi 'basit' pratik ihtiyaçları karşılamaya uzanan geniş bir faaliyet yelpazesi var. Yoksulluğun top-lumsal-politik sebeplerini ortadan kaldırmaya muktedir olmayan böylesi etkinliklerin, -şayet neoliberalizmin ajanlığıyla değilse-, pansumancılıkla, "sivil toplumculukla" itham edilerek zevkle küçümsendiğini biliriz. Nitekim küçümseniyorlar. Ama işte, yürüttükleri faaliyetin bizzat kendisini önemseyerek yapıyor, eyliyor, taş üstüne taş koyuyorlar. Tanıl Bora böyle diyor. Bence de, solculuk adına 'taş üstüne taş koymak' günümüzde kendisine devrimci diyenlerin bir motto'su olmalı ve dahi motoru olmalı..

Tanıl'dan ricam, bu yazıyı, BirGün forum sayfasında, gündelik dilde bir kez daha kaleme alması..

Bayramınız kutlu olsun...